
Enstrümantal fon müziği
Ömürden bir yıl,ömürden bir gün,ömürden bir Ramazan daha geçiyor.
Rabbim tekrar kavuşmayı nasip eylesin 🙏
Herkese sağlık, mutluluk ve huzur içinde hayırlı bayramlar diliyorum.
ELVEDÂ SANA EY ŞEHR-İ RAMAZAN!..💐
E lvedâ sana Ey Şehr-i Ramazan!..
L âyık olamadık bizdedir noksan
V edâlar sanadır ey Şehr-i Kur’ân
E y gönüllerdeki özlenen sultân
D uâ ve niyazlar dertlere derman
A şkınla, sevginle bahşettin ihsân
S enin özleminle duyulur hicrân
A hirete doğru yol alır kervan
N âsipse yine gel duyalım şükrân
A llah’ım ne olur dinmesin ezân!..
E lvedâ sana Ey Şehr-i Ramazan!..
Y aradan’ın lütfu sendedir her an
Ş ehr-i Rahmet ayı sâime gufrân
E ldeki fırsata şükreder yâran
H ayrı çok yaparsan üzülür şeytan
R ızâsı olana uğramaz hüsrân
İ nmeye başladı o Yüce Kur’ân
R azıyız biz senden hatamız âyan
A çıkça Kur’an’da edilmiş beyân
M evlâ’mız isterse cennet âşiyân
A ffedilmiş olan ne güzel insan
Z ulmetme nefsine edip de isyân
A kıllar unutur özürdür nisyân
N efse uyan olur sonunda pişman!..
Şükrü Atay (Türkmenoğlu)
30 Nisan 2022-İzmit
VİDEODA OKUNAN ŞİİR VE HİKAYESİ :
ŞAİR NÂBİ’NİN MESCİD-İ NEBÎ’NİN MİNÂRELERİNDEN OKUNAN ŞİİRİ
Osmanlı Şâiri Nâbî’nin bir Hac seferi esnasında yazdığı ve kimsenin bilmediği şiirini, Medine’ye ayak bastığı esnada Mescid-i Nebî’nin minârelerinden duyar. İşte o müthiş şiir ve menkıbesi…
Şâir Nâbî, 1678 yılında, devlet adamları ile beraber Hac seferine çıkar. Kâfile Medîne’ye yaklaşırken Nâbî, heyecandan uykusuz hâle gelir. Kâfilede bulunan bir paşanın gafleten ayağını, Medîne-i Münevvere’ye doğru uzattığını görür. Bu durumdan çok müteessir olarak meşhur na’tini yazmaya başlar.
Sabah namazına yakın kâfile Medîne-i Münevvere’ye yaklaşırken Nâbî, yazdığı na’tin Mescid-i Nebî’nin minârelerinden okunduğunu duyar:
💖💖💖💖💖
Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu;
Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.
(Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın makâmı ve beldesi olan bu yerde edebe riâyetsizlikten sakın!..)
💖💖💖💖💖
Habîb-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Teveffuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu
(Burası, Allah (cc)’ın sevgilisinin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın arşının bile üstündedir.)
💖💖💖💖💖
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil
Amâdan açtı muvcûdat çeşmin tûtiyâdır bu
(Bu mübarek toprağın ziyasından yokluk karanlığı sona erdi. Varlık âlemi, körlük ve yokluktan gözünü onun sürmesiyle açtı.)
💖💖💖💖💖
Felekte mâh-i nev Bâbü’s-selâm’ın sîne-çâkidir
Bunun kandili Cevzâ matlâ-i nûr-i ziyâdır bu
(Gökyüzünde hilâl, O’nun selâm kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Semadaki Cevza’nın nur ve ışık kaynağı O’dur.)
💖💖💖💖💖
Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,
Metâf-ı kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu.
(Ey Nâbî, bu dergâha edep kâidelerine uyarak gir! Burası, meleklerin etrafında pervâne olduğu ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübârek bir makamdır.)
💖💖💖💖💖
Bu durum karşısında çok heyecanlanan şâir Nâbî, hemen müezzini bulur:
“–Bu na’ti kimden ve nasıl öğrendiniz?” diye sorar.
Müezzin:
“–Bu gece Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- rüyâmızda bize;
«–Ümmetimden Nâbî isimli bir şâir beni ziyarete geliyor. Bu zât bana son derece aşk ve muhabbetle doludur. Bu aşkı sebebiyle onu Medîne minârelerinden kendi na’ti ile karşılayın!..» buyurdu. Biz de bu emr-i nebevîyi yerine getirdik…” der.
Nâbî, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Hem ağlar, hem de şunları söyler:
“–Demek ki Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana «ümmetim» dedi! Demek ki, İki Cihân Güneşi beni ümmetliğe kabul buyurdu!..”
Şükrü Atay